Başbuğ Alparslan Türkeş İle Röportajlar

Propagandayı, biz, daima ihmal etmişizdir. Hâlbuki bugünkü dünyada en kuvvetli vasıta, en kuvvetli silah, propagandadır, bunun üzerinde önemle durulması gereklidir.”

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Ähnliches Foto
        Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ, 20. yüzyılın ikinci yarısında adından en çok bahsettiren liderlerin başında gelir. 20. yüzyılın başında Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk Milliyetçiği’ne ve Türk Devletine sahip çıkma, Türk Milletini yakın ve uzak tehlikelere, tuzaklara karşı uyarma fonksiyonunu 20. Yüzyılın ikinci yarısında Başbuğ Alparslan Türkeş yerine getirmiştir. Bu sebeple Türk Milleti’nin tamamına ulaşmak, Türk Milleti’ni kurtaracak olan tek fikrin Türk Milliyetçiliği olduğu anlatmak için zamanın yerel, ulusal ve çok tirajlı dergilerine röportajlar vermekten geri durmamıştır. Başbuğ Alparslan Türkeş bir konuşmasında şunları söylemiştir. “Propagandayı, biz, daima ihmal etmişizdir. Hâlbuki bugünkü dünyada en kuvvetli vasıta, en kudretli silah propagandadır, bunun üzerinde önemle durulması gereklidir.”

      Biz bu yazımızda Başbuğun sayısız röportajları arasından en az bilinen iki röportajını size sunacağız. Başbuğumuz, yazımızda ele alınan ve 1973 yılında ulusal bir gazetenin “3 Mayıs 1944 olayları” hakkında sorulan soruları içtenlikle cevaplamıştır. Ve verdiği cevapların her cümle ve kelimesi bugün Türk Milleti ve Türk Milliyetçileri için geçmişe ışık tutan, geleceğe rehber olan açıklamalar niteliğindedir. Yazımızda Başbuğun ikinci olarak ele alınan röportajı ise Kıbrıs’ta Türk soydaşlarımıza yapılan Sosyal ve siyasi baskılara karşı 1966 yılında Kıbrıs Türk Kültür Derneği tarafından yapılan ve broşür halinde neşredilen röportajıdır. Bu röportajında Başbuğ Alparslan Türkeş Kıbrıs davasının kazanılması için nelerin yapılması gerektiğini, devletin hangi stratejiyi takip edip hangi askeri önlemler alması gerektiğini Türk Milleti ile paylaşmıştır. Bunları belirtirken düşmanın haberdar olacağı gizli bilgileri ve detayları açıklamaktan imtina göstermiştir. Verdiği mesajlar Türk Milleti’ne moral olmuş. Düşmanı ise propagandanın en temel ilke ve incelikleri ile vurmuştur..

   Biz bu yazı sebebiyle Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ Beyefendi’nin doğumunun 100. yılında saygıyla, rahmetle anıyoruz. Mekanın Cennet olsun Başbuğum..
Bildergebnis für basbug turkes
1973 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş’in verdiği röportaj :

Sayın Alparslan TÜRKEŞ, 3 Mayıs’ın bir değerlendirmesini yapar mısınız?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: 3 Mayıs olayları 1944 yılında meydana gelmiştir. O dönemde memleketimiz tek parti diktatörlüğü altındaydı. O zamanki Cumhurbaşkanı merhum İsmet İnönü de “Milli Şef’ ünvanını taşımaktaydı. Bayramlarda büyük şehirlerimizde asılan dövizlerin üzerinde ‘Tek millet, tek parti, tek şef’ yazıları vardı. O günün şartlarında memleketimizde hürriyet ve demokrasi yoktu. Milli Eğitim Bakanlığı’nı meşhur Hasan Ali Yücel işgal etmekte; yüksek okullar ve üniversitelere Marksist öğretim üyeleri yerleştirilmiş bulunmaktaydı. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tutuklanmış olan marksistlere geniş destek ve yardım sağlamaktaydı. Bu sıralarda yayınlanmakta olan ‘Orkun’ ve ‘Orhun’ isimli dergi zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na bir açık mektup yayın­ladı. Bu mektupta çeşitli okullarda, üniversite ve kuruluşlarda yerleşmiş olan marksistler isim isim sayılarak, zamanın başbakanından bunlara neden müsamaha gösterildiği sorul­muştu. Bu şahısların sürekli olarak bulunduk­ları yerlerde marksizm propagandası yaptıkları ve zararlı oldukları belirtilmişti. Böyle bir hareket kamuoyunda çok tesir yaptı. Özellikle yüksek öğrenim gençliği arasında büyük heyecan meydana getirdi. Dergiler elden ele kapışıldı. Bunun neticesi olarak o günün iktidarı, bakan­ları ve yakın mensupları büyük memnuniyet­sizlik duydular. Mektupların yazarı olan Nihal Atsız Bey hakkında tanınmış marksistlerden olan ve o sırada Devlet Konservatuarında öğretmen bulunan Sabahattin Ali’nin hakaret davası açmasını temin ettiler. İktidarın resmi yayın organı olan o zamanki Ulus gazetesinin avukatlarını da Sabahattin Ali’nin savunulması ve desteklenmesi için onun emrine verdiler. İşte bu olaylar memleketteki Milliyetçiler arasında büyük yankılar yaptı. Mahkemeler sırasında da gençler Ankara caddelerinde heyecanlı gösteriler yaptılar, komünist eserleri meydanlarda yaktılar. Bunun üzerine iktidar işi tertip yapmaya götürdü ve başta rahmetli Nihal Atsız Bey olmak üzere onun kardeşi Necdet Sancar Bey ve arkadaşlarının evleri arandı. Orhun Dergisi’nin yönetim yeri arandı ve bu kimseler tutuklandı. Suçlama da “Irkçılık” ve “Turancılık” oldu. Birçok işkenceler ve baskılar yapıldı. İstanbul 1 no’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 23 sanık hakkında dava açıldı. Fakat mahkeme tarafsız değildi, baskılar altındaydı. Ortada hiçbir suç olmadığı halde, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarında “Turancılık” diye bir suç olmadığı halde, böyle bir suç icad ederek, sanıkların bir kısmı ağır cezalara çarptırıldılar. Fakat o zaman ki Askeri Yargıtay büyük bir adalet misali vererek ve aynı zamanda milli şuurluluk göstererek, mahkemenin kararını bozdu, dava dosyasını da 1 no’lu mahkemeden 2 no’lu mahkemeye sevk etti. 2 no’lu sıkıyöne­tim mahkemesinde görülen dava neticesinde bütün sanıklar beraat ettiler. Fakat bu olay Türk Milliyetçilerini bir hayli mağdur etti.. Memlekette milliyetçiliği korkulan bir fikir gibi gösterdi. Bundan da marksistler çok faydalandılar, gelişmeler hızlandı.

Sn. Alparslan Türkeş, 3 Mayıs nasıl “Türkçüler Günü” haline geldi.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Bahsettiğimiz davadan sonra dava sanıklarından avukat Said Bilgiç Bey 3 Mayıs’ın “Türkçüler Günü” olmasını teklif etti. Onun bu teklifi diğer arkadaşlar tarafından da benimsendi. O zamandan beri her 3 Mayıs günü Türkçüler ve Milliyetçiler kırlara giderek, bugünü bir bayram olarak kabul etmişler, o gün Türk Milliyetçiliğini anlatmaya, çeşitli konferanslar vermeye ve dergilerde bu konuları yazmaya başladılar.

“Türkçülük” ve “Türkçüler” kelimelerini biraz açar mısınız?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: “Türkçüler” derken ‘Türkçülük” ve “Milliyetçilik” aynı anlamdadır değişik bir anlamı yoktur. Yani Türk milletini sevmek, Türk milletinin iyiliğini istemek, hakkını savunmak duygusunun adı ‘Türk Milliyetçiliği”dir. Türkçülüğün başlangıçta bundan biraz daha farklı bir anlamı olmuştur. Türkçülük ifadesi daha ziyade “Türkçenin eski Arapça ve Farsça kelime terkiplerden kurtarılarak halkın konuştuğu Türkçe haline getirilmesi” hareketinin adı olmuştur. Bir nevi “Türkçecilik” tir. Bunun içinde tabii Türklerin esaretten kurtulması, bir bayrak. bir devlet halinde yaşamaları fikride vardır. Daha sonra Türkçülük, milliyetçiliğe yakın bir anlama gelmiştir.

Sayın TÜRKEŞ, birkaç yıldır 3 Mayıslardaki tebrik kartlarınızın üzerinde “Türkçülük” kavramının yerine “Milliyetçilik” ibaresinin yer aldığını görüyoruz. Bu bir muhteva değişikliği mi?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Bundan önceki sorunuza verdiğim cevaba binaen böylesine bir değişikliğe gittik. Yani “3 Mayıs Türkçüler Günü” değil de “3 Mayıs Milliyetçiler Günü” dedik.

İlk Türkçülük hareketlerinin nasıl başladığı hususunda genel ve kısa bir bilgi verir misiniz?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: İlk Türkçülük hareketleri bilhassa, yayın alanında büyük bir fikir adamı Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey tarafından başlatılmıştır. İsmail Bey bundan 120 yıl önce Kırım’ın Bahçesaray şehrinde “TERCÜMAN” isimli bir dergi yayınlamıştır.. Derginin başlık altına ise “Dilde, fikirde, iş de birlik” sözünü yazmıştır. Bununla gerek Rusya gerekse Rusya dışında birlik kurulması gerektiğini ileri sürmüştür ki, bu, o zamanki Türk aydınları arasında çok büyük bir alaka görmüştür.

Sn. TÜRKEŞ, Gaspıralı İsmail Bey’in yayın sahasındaki bu faaliyetlerine paralel daha ne gibi yayınlar yapılmıştır o günlerde?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Ona paralel olarak o günlerde Bakü’de “Fürüzat” diye bir dergi yayınlanmıştır. Daha. sonraları İstanbul’da “Türk Yurdu” yayınlandı. Diğer Türk illerinde de buna benzer faaliyetler yapılmıştır.

Sn. TÜRKEŞ, 3 Mayıs 1944 olayları o günkü iktidarın tutumundan mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin umumi politikasından mı ortaya çıkmıştır?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: 3 Mayıs olayları neticesindeki mahkemelerde Milliyetçilerin “Irkçılık” “Turancılık” suçlarından yargılandıklarını daha önce söylemiştik. Oysa devletin umumi politikası İnönü’den önce “Turancı” ve bir anlamda “Irkçı” bir politikaydı. Bu olaylardan sonra İsmet İnönü ve etrafındakiler ve o eski tutumu değiştirdiler. Bu olaylardan önce devlet okulları ve askeri okullara öğrenci alınırken yapılan ilanlarda aranan şartlardan ilki “Türk ırkından olmak” idi. Bu yadırganmıyordu. Herkes bu görüşlere mensup olmakla övünüyordu.

Sn. TÜRKEŞ, MHP  ve Ülkücü Kuruluşlar Davası ile 3 Mayıs 1944 olaylarının benzer birçok noktaları var. Bu konunun bir değerlendirmesini yapar mısınız?

Başbuğ Alpaslan TÜRKEŞ: Hakikaten MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası ile 3 Mayıs olayları arasında büyük bir benzerlik var. Aradan bunca zaman (40 yıl) geçmesine rağmen tekrar açılan davada biz “Turancı” olmakla suçlandık. Aslında Turancı olmak suç değildir. T.C. kanunlarında da böyle bir suç yoktur. Kaldı ki her milliyetçi kendi milletine mensup insanların yabancıların boyunduruğundan kurtulmasını istemesi tabii bir haktır. Yunanlıların Kıbrıs üzerinde yürüttükleri politika da budur ve adı “Enosis” tir. Enosis bir anlamda Yunan Turancılığı demektir. Zaten, Papandreu’nun partisinin adı da Panhelenik Sosyalist Partidir. Panhelenik demek; Yunan Birliği, Yunan Turancılığı demektir. Hiç bir insan kendi milletinin haklarını savunmaktan dolayı suçlanamaz. Bu şerefli bir haktır. Fakat gelin görün ki. Türkiye’de zaman zaman o derecede gafil insanlar kalkıyorlar, kötülemek istedikleri Türk Milliyetçilerini “Bunlar Turancı” vs. diye suçlamaya lekelemeye çalışı­yorlar.

Sn. TÜRKEŞ, son olarak Türk Milliyetçilerine vereceğiniz bir mesaj var mı?

Başsuğ Alparslan TÜRKEŞ: 3 Mayıs milletimizin kurtuluşu. yükselişi, hızla kalkınması ve yaşaması için yegane kuvvet kaynağının Türk Milliyetçiliği olduğunun anlatılması için bir fırsat, bir vesiledir. Ayrıca eskilerin hatalarını anlatmak, onlardan ders alarak bundan sonraki Türk Milleti’nin hayatında o hataların meydana gelmesine imkan vermemek için düşünülmüş ve bayram yapılmıştır. Türk Milliyetçileri her yıl 3 Mayıs gününü bayram olarak kutlayacaklardır. Türk milletinin kuvvet kaynağı olan Türk Milliyetçiliği ülküsünü gençliğe anlatacaklardır. açıklayacaklardır. Bu ülkünün gerek devlet, gerekse millet hayatında da hakim güç, tek hakim varlık olmasını hedef olarak göstereceklerdir. Türk Milliyetçiliği derken, her zaman söylediğimiz gibi. İslam imanını, İslam ahlak ve faziletiyle Türklük şuurunu esas kabul etmekteyiz.

Türk Milleti için bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Ancak bugün, Türk milletinin İslamiyete olan bağlılığını istismar ederek İslamiyeti öne sürerek, Türk milliyetçiliğini yıkmak isteyen kışkırtmalarla karşılaşıyoruz. Bunlara katiyen itibar edilmemelidir. “İslamiyet bize yeter. Türklüğe ne gerek var” veya “Milliyetçilik İslamiyete aykırıdır” gibi görüşler düşman oyunudur. Buna kapılanlar düşman oyunlarına alet oluyorlar demektir. Türk Milliyetçileri sınırlarını belirlediğimiz ülkümüzün çizgisi üzerinde olmalı­dırlar. Bunu benimsemezlerse bizim yanımızda bulunmamaları icap eder. Bizim yanımızda olanlar gösterdiğimiz yolda gösterdiğimiz ülküye sadık kalarak hareket etmelidirler.
Ähnliches Foto
 
1966 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş’in verdiği röportaj:

Sayın Türkeş, Kıbrıs Türkleri, milli davalarına gösterdiğiniz ilgiden ötürü sizlere şükran borçludur. Muhakkak ki, bu şükranda Kıbrıslı olmanızla kardeşlerinizi unutamamanızın da büyük rolü var. Bu bakımdan önce Kıbrıs’a ilişkin hikayenizi rica edebilir miyim?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Sayın Yalçın, Kıbrıs’ta doğmuş olmaktan ve Kıbrıslı bir Türk olmaktan daima iftihar duymuşumdur. 1917 yılının 25 Kasım’ında Lefkoşa’da dünyaya geldim. 15 yaşıma kadar Kıbrıs’ta bulundum. Orta tahsilimi orada yaptım. Ve 1933 yılında ailece Türkiye’ye göçerek İstanbul’a yerleştik. Kıbrıslı kardeşlerime karşı her zaman sıcak bir ilgi ve heyecanlı bir bağlılık duymuşumdur; çünkü beni yetiştiren insanlar olmaları dolayısıyla onları milliyetçi, Türk milletine bağlı, anavatana karşı coşkun sevgi besleyen o insanların arasında ilk duygularımı almış olmanın hatıralarını daima yaşarım ve taşırım. Bu bakımdan Kıbrıslı kardeşlerime her zaman en samimi, en içten duygularla bağlıyım. Fakat Kıbrıs davası üzerinde gösterdiğim titizlik ve hassasiyet, sadece bu bağlılık dolayısıyla değildir. Daha önemli sebepler de vardır. Bu sebelerin başında Türk milletinin ve Türkiye’nin yüksek menfaatleri gelmektedir. Türkiye’nin yüksek menfaatleri ve güvenliği yönünden Kıbrıs’ın taşıdığı önem de bu konu üzerinde hassasiyetle durmanın başlıca sebeblerini teşkil etmektedir.

Bu münasebetle partinizin Kıbrıs siyasetini de özetleyebiliriz misiniz?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Partimin Kıbrıs politikası, Türkiye’nin milli menfaatlerini ve varlığını daima korumak, onun her gün biraz daha yükselmesini ve her çeşit tehlikeden, baskıdan korunmasını sağlamak esasından hızını almaktadır. Kıbrıs’ın bu yönden taşıdığı önem büyüktür. Çanakkale boğazından itibaren ta Antalya yakınlarına kadar batı kıyılarımızı tıkamakta olan Yunanlıların elindeki adalardan sonra, tarih boyunca Türklere ait olmuş ve hiçbir zaman Yunanlıların işgaline ve Yunanlıların idaresine geçmemiş olan Kıbrıs üzerinde Yunanlıların hak iddiasına kalkması, Kıbrıs’ın doğu Akdeniz’de taşıdığı stratejik önem yönünden ve özellikle Antalya, Mersin, İskenderun gibi Türkiye’nin güneye açılan kapılarını tıkama mevziinde bulunan Kıbrıs Adasının önemi bir kat daha arttırmış ve bu konu üzerinde partimin politikasını açıklamasını temin etmiştir.

Kıbrıs politikamızı, biz yürütürken Türkiye’nin iç politikası ve dış politikası yönünden iki esası daima göz önünde tuttuk. İç politika yönünden Türk halkının kendi nefsine ve varlığına olan güvenini, moralini yüksek tutmak ve istediği zaman kendi milli varlığını koruyacak güçte olduğu  inancını daima her çeşit tecavüzden, her çeşit sarsıntıdan beri bulundurmak… Bu görüşle Kıbrıs politikasını daima partiler üstü bir düşünce ile yönetmeyi esas aldık; bazı partilerin ve bazı hükümet adamlarının yaptıkları gibi, Kıbrıs’ı iç politika da kendi parti çıkarlarını sağlamak yolunda bir vasıta olarak kullanma hususunu hiçbir zaman kabul etmedik; bu yola sapanları da şiddetle tenkit ettik ve onlara karşı durduk. Nitekim geçen sene Büyük Millet Meclisi’nde bu konuyla her iki büyük partinin açmaya kalkıştıkları genel görüşmeleri önlemeye çalıştık ve genel görüşme yerine Mecliste, meclis araştırma açılması yoluna gidilmesi, genel görüşmelerle karşılıklı olarak iç politikada çıkar temini yolunda bu milli, kutsal davayı zedelemekten sakınılmasını sağlamaya çalıştık.

Dış politika olarak Kıbrıs konusunu incelerken ve bu konu üzerinde çalışmalar yaparken, şu ilkeleri ve esasları göz önünde bulundurduk. Birinci olarak Türkiye’nin stratejik güvenliği korumak… Kıbrıs adası Türkiye’nin yakın güvenliği ile çok ilgili bir mevkide ve mevzidedir; Türkiye’nin güneyden sarılmasını sağlayan bir ada durumundadır. Türkiye’nin gelecek güvenliği ve halkının refah içinde baskıdan uzak olarak yaşaması, Kıbrıs Adasının mutlaka Türkiye’nin elinde bulunmasını gerektirir.

Diğer öneli bir husus da, Kıbrıs Türklerinin varlığını korumak ve onları, bilhassa Yunanlılar gibi, başka milletlere karşı insan haklarını da çiğneyerek müsamahasız davranan ve onları vahşi şekilde yok etmek usullerini kullananbir milletin idaresine geçmesini önlemek esasını daima göz önünde bulundurduk. Kıbrıs Türkleri, Türkiye’ye bağlı ve Türk Milletinin oraya gitmiş onun örneğini teşkil eden temiz bir kütledir. Bu kütleyi korumak, yaşatmak, daima heyecanla üzerinde durduğumuz bir konu olmuştur.

Diğer bir esas da, Türkiye’yi yıkmak için kurulduğu günlerden beri çalışan Elenizmin Türkiye’yi yıkma faaliyetlerinde bir safha teşkil eden Kıbrıs’ı ele geçirme faaliyetlerini önleyerek Etniki Eterya’nın senelerden beri Türkiye aleyhine tahakkuk ettirmeye çalıştığı sinsi hıyanet politikasını orada kırmayı kendimiz için esas görev saydık. Bundan ayrı olarak hiçbir zaman Yunanistan’a ait olmamış bulunan bu ada, 308 sene Türk idaresinde bulunmuş ve Türklere ait olmuştur. 1878 Türk-Rus harbi neticesinde uğranılan büyük felaketlerin baskısı altında o zamanki Türk hükümeti, Kıbrıs adasını İngiltere’ye muvakkaten(geçici) vermiş; fakat adayı en yakın zamanda geri almayı da daima göz önünde bulundurmuştu.

Bu maksatla yapılmış olan anlaşmaya açık hükümler koymuştur. Konmuş olan bu açık hükümlerin de başında Kars, Ardahan ve Artvin’in Türkiye sınırları dahiline girmesiyle Kıbrıs adasının da Türkiye’ye geri verilmesi şartı yer almıştır. Bunu yanı sıra Kıbrıs konusunda Türkiye’ye karşı birçok emrivakiler yapılmıştır. Bildiğiniz gibi, Kıbrıs Zürih ve Londra antlaşmarıyla bağımsız bir devlet haline gelmiştir. Bu antlaşmalar, gerek Makarios tarafından, gerek Yunanistan tarafından çiğnenmiş ve Türkiye’ye karşı üst üste birçok emrivakiler yapılmıştır. Bu emrivakilere karşı bir devletin buyun eğmesi kadar o devlet için tehlikeli bir hareket olamaz. Kıbrıs konusunda cihan efkârıumumiyesinde “Türkiye, kendisine karşı yapılan emrivakilere nasıl olsa boyun eğiyor; o halde Türkiye’den endişe edilemez; Türkiye’den herhangi bir şeyi kapıp cebimize koyduğumuz takdirde yanımıza kâr kalabilir; çünkü emrivakilere karşı çıkış yapacak enerjiye ve kudrete sahip değildir,” gibi bir inancın doğması kadar Türkiye için tehlikeli bir düşünce, bir görüş olamaz. İşte Türk hükümetleri, Kıbrıs politikasında gösterdikleri pasif ve miskince davranışlarla cihan efkârında Türk devleti hakkında bu gibi yanlış ve çok zararlı bir durumun da doğmasına sebebiyet vermiş kabul edilebilir. Bu gibi davranışlara meydan vermemek, bu gibi intihaların doğmasını önlemek için de Kıbrıs’ta mutlaka Türkiye’nin enerjik davranması ve oradaki Yunan emrivakilerini bertaraf etmesi gerekmektedir.

Peki, Kıbrıs davamızın kazanılabilmesi için ne gibi tedbirler öngörülüyorsunuz?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Kıbrıs davasının Türkiye lehine bir sonuca, bir çözüme ulaştırabilmesi için başlıca üç ana yolda harekete geçilmesini gerek görmeliyiz. Bunlardan birincisi, dünya çapında geniş, planlı ve ilmi bir propaganda faaliyetine girişmek gereklidir. Hepimiz biliyoruz ki, yeryüzüne yayılmış bir kuvvetli yunan propagandası vardır. Bunlar, Kıbrıs davasında da yıllardan beri durmadan çalışmışlar ve hakikatleri dünya efkârına ters yönden göstermiştir. Bunun için Türkiye, dünyaya hakikatleri olduğu gibi anlatmak ve Kıbrıs meselesinde Yunanlıların çok haksız bulunduğunu göstermek için ilmi ve sistemli bir propaganda faaliyetlerine girişmelidir. Propagandayı, biz, daima ihmal etmişizdir. Halbuki bu günkü kudretli vasıta, en kudretli silah, propagandadır, bunun üzerinde önemle durulması gerekmektedir.

İkinci husus, dünya çapında aktif ve diplomatik çalışmaya girişmek lazımdır. Yunan diplomatları her tarafta durmadan kendi milli çıkarlarını sağlamak için akla gelmedik faaliyetler gösterirken, üzülerek belirtmek lazımdır ki, Türk diplomasisi durgun, kendisinden beklenileni yapmaktan uzak bulunmuştur… Geçenler geçmiştir, fakat bundan sonra faaliyete geçmek ve ilmi esaslarla hazırlanmış bir diplomatik plana göre dünyanın her köşesindeki diplomatik heyetimizin hummalı bir çalışmaya girişmeleri lazımdır. Biliyoruz ki, Kahire Konferansı’nda ve diğer milletlerarası toplantılarda Yunanlıların evvelden yaptıkları uzun uzun hazırlıkların neticesi olarak onlar lehine karar çıkmış ve Türkiye aleyhinde, Türklük aleyhinde birtakım görüşler ortaya atılmıştır. Bunların elbette sebebi, Yunan diplomasisinin geniş faaliyeti ve sorumluluğu, Türk diplomasisinin gösterdiği faaliyetsizlik, uyuşukluk ve durgunluktur.

Üçüncü husus ise, Kıbrıs Adası’nda mutlaka kuvvete dayanan bir fiili durum meydana getirmek zorunluluğundayız. Yunanlılar NATO silahlarıyla donatılmış olarak 15.000 kişilik bir yunan kuvvetini 700 mil uzakta bulunan kendi topraklarından Kıbrıs’a taşımışlar ve Kıbrıs’ı fiili işgal altına almışlardır. NATO silahları ile Kıbrıs’a yunan kuvvetleri taşınmış ve orada bu yunan kuvvetleri nasıl Kıbrıs’ı fiilen işgal altına almışlarsa, Türkiye’nin de mutlaka en az 15.000 kişilik Yunan kuvvetine denk bir Türk kuvvetini sevk etmesi ve orada bu kuvvetlerin bir fiili durum meydana getirmesi lazımdır. Ancak böyle bir durum hâsıl olduktan sonra gerekirse müzakere masasına oturulur ve Kıbrıs için Türkiye lehinde, elverişli bir çözüm yoluna gidilebilir.

O halde Türk – yunan görüşmelerinde ne gibi faydalar umulur?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Türk – yunan görüşmelerinden, biz, hiçbir fayda ummuyoruz. Daha bu ikili görüşmelere başlanırken yayınladığımız birçok bildirilerle kamuoyuna bu müzakerelerin Türkiye için zararlı olacağını; bunun zaman israfına yok açacağını; zamanın ise yunanlılar lehine işlediğini, laflarla oylanmak yerine Türk Hükümetinin ciddi tedbirlere gitmesi gerektiğini açıkladık ve bu fikrimizde hâlâ da ısrar ediyoruz. Her fırsatta bu görüşümüzü, gerek yetkili hükümet adamlarına, gerekse Türk kamuoyuna açıklıyoruz.

Kıbrıs konusunda yeni planlarınız da bulunuyor mu?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Kıbrıs konusunda planlarımız vardır. Planları, hükümete verdiğimiz iki muhtırada geniş şekilde açıklamış bulunuyoruz.

Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Bu konuda bilgi veremeyeceğim, çünkü hükümete vermiş olduğumuz bu muhtıra gizlidir. Milli emniyetimizle ve Kıbrıs’la ilgili birçok esasları açıklamaktadır. Bunu dostlarımız kardeşlerimiz, vatandaşlarımızın öğrenmesi kadar bu konuşmalarımızı dinleyecek olan düşmanlarımız da öğrenebilir; onun için müsadenizle bu konuda açıklama yapamayacağım.

Bugünkü durumda hükümet, Kıbrıs Türklerinin aleyhine olabilecek bir anlaşmayı kabul eder ve bunu, lehte bir anlaşma olarak gösterirse, parti olarak ne yapacaksınız?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Kanaatimce ne bugünkü hükümet, ne de başka herhangi bir Türk hükümeti, Kıbrıs Türklerinin aleyhine olan bir anlaşmayı kabul etmez ve edemez. Şayet ihtimal olarak böyle bir şey meydana gelecek olursa, yapılacak olan Kıbrıs Türkleri aleyhindeki bir anlaşma, aynı zamanda Türkiye aleyhinde olan bir anlaşma olacaktır. Böyle bir şey yapıldığı taktirde bir parti olarak sorumluların mahkemeye sevki de dahil olmak üzere, her çeşit işlemin yapılması için Türk Milleti ile beraber harekete geçeceğiz. Ve Kıbrıs Türklerinin aleyhinde olan bir anlaşmanın asla kabul olunmaması için her çareye başvuracağız.

Kanaatinizce, daha önce veya bugün bir müdahaleyi önleyen engeller var mıdır?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Bize göre Kıbrıs olayları başladığından beri, yani 23 Aralık 1963’ten beri Türkiye’nin müdahalesini önleyecek hiçbir ciddi engel olmamıştır. Şimdiye kadar çeşitli hükümetler ve politikacılar tarafından ileri sürülen sebepler ve mazeretler, Türk Hükümetinin idaresine musallat olmuş olan aciz, miskin liyakatsiz insanların beceriksizliklerini örtmek için uydurdukları hikayelerden ibarettir.

İktidarda bulunmuş olmanız halinde yine bu şekilde düşünecek miydiniz?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: İktidar da bulunsaydık bu şekilde düşünecektik ve şayet biz iktidarda bulınsaydık Kıbrıs sorunu şimdiye kadar çoktan çözülmüş olacaktı.

Kıbrıslı kardeşlerinize son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Kıbrıslı kardeşlerime söylemek istediklerim, kendilerine karşı derin sevgi ve hürmet duyguları taşıdığımdır. Çünkü yıllardan beri kendi kendilerine her çeşit yoksulluğa rağmen, her çeşit müşküllere rağmen Türk Milleti için, Türklüğün şerefi ve yüksek menfaatleri için gösterdikleri büyük fedakarlık, yaptıkları çarpışmalar, Türk tarihine altın sahifeler kazandırmıştır. Onların bu şerefli mücadelesiyle, ben de iftihar etmekteyim; bütün Türk Milleti de iftihar etmektedir. Kendilerine mutluluklar dilemekteyim ve mutlu yarınlara erişeceklerine inandığımı belirtmek isterim.

Güzel düşüncelerinize onlar adına teşekkür ederim.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Sağ olsunlar, teşekkür ederim

 Ähnliches Foto

HÜSEYİN EROL ŞİMŞEK

Başbuğ Alparslan Türkeş İle Röpörtajlar, Ülkü Ocakları Dergisi Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı, Ankara, Sf 83-87

Yorumlar()
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket

MHP'NİN HÜKÜMETE YAKLAŞIMINI NASIL BULUYORSUNUZ?

OLUMLU!
OLUMSUZ!
KARARSIZIM!
LİDER NE DERSE ODUR!
Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber