"Millet-i Hâkime" Hukuku ve Eşit Vatandaşlık Fitnesi!

04 Kasım 2017
89 Haber Okunma   0 Haber Yorum

Lozan'da "Türkiye'de Müslüman azınlık yoktur" tezini savunan Türkler, "millet-i hakime"nin 1856'da İngiltere'nin baskısıyla kaybolan üstünlüğünü savaşla geri almışlardır.

Geçmişte milletler bir devletin kendi devletleri olduğunu nereden anlardı?

Ya devlet "Japonya" gibi kendi milli adlarıyla anılırdı...

Ya da Osmanlı Devletindeki gibi, devletin "millet-i hâkime"si olurlardı.

Peki milletler, çok uluslu bir imparatorluğun sınırları içinde bu sıfatı nasıl kazanırlardı?

Batıda "majorité" yani "çoğunluk" tarihimizde ise "millet-i hâkime" (egemen ulus) demektir.

Gerisine de "minorité, ekalliyet, azınlık" gibi sıfatlar verilir; Osmanlı devletinde ise "zımni, reaya" tabiri geçerlidir.

Somutlaştıralım:

Gayrimüslimler 1856'ya kadar askerlik ve memurluk yapamazlar, dirlik-tımar alamazlardı.

Öşürden iki puan yüksek (yüzde12) haraç öderler. Yetişkin erkekler ise askerlik yapmadıkları için Cizye verirlerdi.

İşte bu durum, Osmanlı Devletinde Türklerin ve ana dili Türkçe olmayan diğer Müslümanların "Millet-i Hakime" yani egemen unsur olduğunu gösterir.

Ayaklanarak yeni bir hanedan kurma ihtimali Türklere özgü olduğu için Türk idarecilerin fazla sivrilmesi, sarayda şüpheyle karşılanmıştır.

Ancak mezhebi ne olursa olsun 1856 Islahat Fermanına kadar bütün Müslümanlar resmen ve hukuken "Millet-i Hakime"dir.

Daima askeri ve siyasi yetenekleriyle takdir edilen Oğuzların Malazgirt Zaferinden itibaren hâkimiyeti altına alarak, Bizans'tan ve Haçlılardan koruduğu:

Güneydoğu Anadolu'daki Araplardan ve Kürtlerden,

Balkanlardaki Arnavutlardan, Boşnaklardan ve Müslüman Makedonlardan,

Kafkasya'da ve Kırım'da Rus istilasına karşı koruduğu Tatarlardan, Çerkezlerden, Gürcülerden ve Lazlardan…

Fatih, Yavuz ve Kanuni döneminde Tuna ile Aras nehirleri arasında emniyetleri tamam edilerek Osmanlı sancağının emsalsiz onuru çerçevesi içine alınan Müslüman topluluklar, bu "Millet-i Hakime" sıfatını, hiçbir yabancı güce borçlanmadan, kimseye gebe kalmadan kazanmışlardır.

Bu onurlu ortak mazinin, beraber tarih yapmanın, aynı cephede savaşmanın ve din birliğinin verdiği rahatlık içinde kaynaşmışlardır.

Birbirleriyle kız alıp kız vermişler; namus nöbetini paylaşmışlardır.

Bu istek ve irade, ana dili Türkçe olmayanların da içinde bulunduğu yeni bir devletin kurulduğu 20. Yüzyıl başlarında bir "uluslaşma"yla sonuçlanmıştır.

Sosyolojik olarak bu durum "kavim milletler"den farklı olarak bir "Tarihi millet" oluşumudur.

Lozan'da "Türkiye'de Müslüman azınlık yoktur" tezini savunan Türkler, "millet-i hakime"nin 1856'da İngiltere'nin baskısıyla kaybolan üstünlüğünü savaşla geri almışlardır.

Bu sırada göçler ve mübadelelerle Anadolu'da Müslüman nüfus oranını % 99'a çıkararak ümmetten ulusa, geçmeyi başarmışlardır.

Bizim Milliyetçisi olduğumuz "Türk"ler bunlardır.

Bu son Tarihi millet oluşumuna göre Türk Konya'daki Oğuzdur, Türk Bursa'daki Boşnak'tır, Türk İstanbul'daki Arnavut'tur, Türk Uzunyayla'daki Çerkez'dir, Türk Diyarbakır'daki Kürt'tür.

Temel ideolojisi Türkçülük olan Milliyetçi Hareket Partisinin "bin yıllık kardeşlik" diyerek sık sık dile getirdiği bu ön kabulün aksine bir siyasetle karşılaştığını iddia eden, namert oğlu namerttir!..

Zaten Müslüman çoğunluğu millet kabul etmiş ve bu "majorité"nin eşitliği üzerine kurulmuş bir devlette Marksist ezbere uyarak "eşit vatandaşlık"tan bahsedenlerin tarih bilgisi sıfır; siyaset puanı, sıfırın altında birdir!

Türkiye'de yapılması gereken, bu atalar emaneti gazi milletin birliğini bozacak ıstılah ve terminoloji hatalarıyla siyasi atraksiyon yapmak yerine "Millet-i Hakime"nin kesin egemenlik mücadelesini layıkıyla verebilmektir.

Cumhuriyette açık nüfusları binde 2'ye kadar düşen ve iradelerini 19. Yüzyıldan beri, Vatikan'a, Londra'ya, Moskova'ya ve Washington'a bağlamış olan kripto gayrimüslimlerin Kürtleri ve Alevileri Ermenileştirerek onlara yapay bir "reaya" kimliği kazandırmalarına mani olmak temel milli şiarımız olmalıdır.

Aksi takdirde azınlık diye ortaya çıkanları bugün İsrail ayartmışsa yarın arkalarında bir başkası dolanacaktır.

Bu meyanda yapılabilecek olan hatalar şunlardır.

1- Türkiye'de ana dili Türkçe olmayanları Türk saymamak. (Irkçılık)

2- Bu Türk'ün Milliyetçiliğiyle, Kürt, Çerkez, Arnavut veya Boşnak Milliyetçiliğini bir tutmak. (Etnikçilik)

3- Türk Milliyetçiliğini, tarihi olayların etkisinden ve reel politikten kopararak kavmiyetçilikle karıştırmak. (Ümmetçilik)

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, herhangi bir etnik macera değil, uzun süren Osmanlı-Rus savaşları karşısında yorgun düşen "Millet-i Hakime"nin, 1856'da İngiltere denetiminde kaybettiği "hâkimiyet"ini anayasal çapta geri alması mücadelesidir.

Buna karşılık "eşit vatandaşlık" talebi: "Kürtlerin eşitlikten yoksun bir azınlık" olduğu yalanını kabul etmek anlamına gelir ki…

Bu ahmaklığın strateji dilindeki karşılığı: "PKK'ya meşruiyet kazandırmak ve bugüne kadar işlediği bütün cinayetleri aklamak"tır!

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
AnketAnket

MHP'NİN HÜKÜMETE YAKLAŞIMINI NASIL BULUYORSUNUZ?

OLUMLU!
OLUMSUZ!
KARARSIZIM!
LİDER NE DERSE ODUR!
Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber